telefon

900 (123) 4567

SOSYO-DER'den Yeni Müfredat Açıklaması

SOSYO-DER Başkanı Prof. Dr. Sami Şener MEB tarafından askıya alınana ve kamuoyunun görüşüne sunulan yeni müfredat hakkında bir rapor hazırladı. Prof. Dr. Sami Şener tarafından hazırlanan raporun tüm detaylarını ziyaretçilerimizle paylaşıyoruz.
 

SOSYO-DER Başkanı Prof. Dr. Sami ŞENER, MEB’in yeni müfredat çalışmalarına dair bir rapor yayımladı. Sayın ŞENER’in açıklamalarını aşağıda aynen yayımlıyoruz.

“SOSYO-DER olarak geçmişinden güç alan geleceğine güvenen nesillerin öncelikle sosyo-kültürel ve fikri alanda gelişmiş fertler yetiştirmekle mümkün olduğunu düşünmekteyiz. Yüksek Muhakeme gücüne sahip nesillerin varlığı, kendini bilen (dinini- kültürünü özümsemiş) öte yandan Dünya’nın da ayrılmaz parçası ve ona yön verebilecek özellikleri sahip olabileceğine inancı tam olan fertlerin varlığı ile gerçekleşebilir. Bir millet, bu donanımı eğitim ile mümkün hale getirebilir. Bu temelden hareketle Eğitime “bütüncü bir mantık” ile yaklaşmak gerekmektedir.

EĞİTİM SİSTEMİNDE ÜÇ TEMEL UNSUR VARDIR

Eğitim Sitemi içinde üç temel unsur vardır. Bu üç temel unsurun her biri birbirini direkt olarak etkilemektedir. Birinden birini ihmal etme durumumuz olamaz. Bunlardan ilki okullarımızın binaları ve binaların içerisindeki ve çevresindeki düzenlemelerin bahçe dâhil çocukların ve gençlerin ruh dünyalarına katkı sağlayacak mimari yapıda inşa edilmiş olmasıdır. Bu şekilde yapılmış okullar ancak sonuçta istediğimiz duygulu, muhakeme yapabilen, kendine ve dünyaya yabancılaşmamış nesillerin yetişmesine imkan olacak bir ortamı sağlayacaktır. İkinci önemli nokta, Öğretmenlerin seçimi ve yetiştirilmesidir.

MEB öncelikle öğretmen seçme kriterlerini belirlemeli bu kriterlere göre seçim yapmalıdır. Bu seçimler, öğretmenlik mesleğinin amacına ulaşması bakımından son derece önemlidir. Çünkü ancak kendi eğitim ve kültürel misyonunu bilen öğretmenler yardımıyla kendi gelecek kültür ve medeniyet misyonumuza ulaşabilme imkanımız olabilecektir. Burada özellikle üzerinde durmamız gereken konu, “Değerler alanı” olmaktadır. Her kültür ve medeniyet, kendi değerleri etrafında bir dünya inşa etmektedir. Dolayısıyla öğretmenlerimin, bu değerler sistemini bilinçli olarak benimsemeleri ve onları en iyi ve pratik bir şekilde öğrencilerine iletmeleri gerekmektedir. Fakat bunun için iyi bir bilgi temeli üzerine değerlerin kurulması ve öncelikle öğretmenlerimiz, neyi öğretmeleri konusunda sağlam bir mantık ve kültür ile meseleleri benimsemek durumundadırlar.

ÖĞRETMENLERİMİZDE ÖNCELİK KÜLTÜR, AHLAK VE DEĞERLERDİR

Eğitimimiz, batılılaşma ile birlikte farklı değer ve batılı teorilerin etkisi altına girmiş ve kendi kimlik ve kültürümüze ait bilgi, değer ve tecrübe birikiminden uzaklaşmıştır. Bu süre içerisinde, toplumumuz içinde farklı kültür ve ideolojilerin etkisi görülmeye başlanmıştır. Bu durum, öğretmenler için de geçerli bir hadisedir. Bu yüzden, Öğretmenlerimizle öncelik kültür, ahlak ve değerler konusunda, ortak bir düşünce ve metot üzerinde birleşilmesi gerekiyor. Bu husus, kendi kültür, sosyal ve eğitim kaynaklarımızın incelenmesi ve eğitime yönelik hedeflerimizi nasıl gerçekleştireceğimiz hususlarının tartışılması ve örnekler üzerinde sonucu varılması gibi “Eğitim felsefesi” konusunun çözümü ile mümkün olabilecektir.

ADAY ÖĞRETMEN YETİŞTİRİLMESİ PROGRAMI HIZLANDIRILMALIDIR

İkinci bir konu Aday Öğretmen yetiştirilmesi programı hazırlanmalı bu süreci süpervizör eşliğinde tamamlayabilen adaylara öğretmen unvanı verilmesinin gerekliliğidir. Bunun için, öğretmenlerimizin sağlam bir eğitimden geçmesi gerekmektedir. Eğitimcilerin yetiştirilmesi, hiçbir ihmal ve boşluk istemeyen bir konudur. Öğretmenlerimiz, diğer branşlardan daha iyi ve donanımlı yetişmeleri gerekiyor. Bu yüzden gerek öğretmenlik bölümlerine girişte ve gerekse not ortalaması gibi hususlarda, öğretmen adaylarının iyi derece puan almaları önemsenmelidir. Çok iyi hazırlanmış bir müfredat içinde hizmet içi eğitim ve branşa göre üniversitelerin takibi ile öğretmenlerin iş başı eğitimleri devam ettirilmelidir ki öğretmenler sürekli kendilerini yenileyebilsin değişimlere uyum sağlayabilsin.

Öğretmenlerin stajları, son derece ciddi ve disiplinli bir şekilde gerçekleştirilmelidir. Üçüncü önemli nokta müfredattır. Müfredat konusu, özellikle bir toplumun fikri, sanat ve kültür dünyasının bilgisine dayanmak durumundadır. Uzun yıllardan beri öğrencilerimiz, hangi kültür dünyasının insanı olduklarını bilmeden bilgi almaktadırlar. “Biz anlayışı”, başka kültür ve bilgi dünyasından bizi ayıracak temel faktörlerdir. “Kendini bilmeden, başka dünyaları bilmenin bir anlamı yoktur.” Şimdiye kadar, birçok sosyal ve hatta teknik bilgi, kendi tarihimiz ve sosyal dünyamız dikkate alınmayarak ders müfredatlarına konulmuştur. Dolaysıyla böyle bir mantık ve bilgi sisteminde, kendine güvenemeyen ve hatta bu bilgiler içinde kendini bulamayan insanlar yetişmiştir. Müfredat belli sürelerle gözden geçirilerek güncellenmeli ve müfredat uygulanırken dahi geri bildirim almaya açık bir sistem oluşturulmalıdır. (Geri bildirimler öğrenci, öğretmen ve velilerden alınmalıdır)

 

Geri bildirim, bir eğitimin muhteva ve metot olarak, problemlere veya pratik hayata ne ölçüde cevap verebildiğini test etmeye yarayan bir usuldür. Müfredat içerisinde her branş kendi incelemesini yapacağından, burada bir meslek örgütü olarak bizi ilgilendiren üç ders vardır. Bu derslerle ilgili derneğimizin yaptığı çalışmaları MEB bazı Müsteşar Yardımcılarına ve Genel müdürlerine iletmiş bulunmakla birlikte burada kısa bir değerlendirme yapmak istiyoruz.

a) Düşünme Eğitimi Dersi: Bu ders aslında diğer iki derse temel sağlamakta ve kaynaklı etmektedir. Bu ders içeriğinde muhakeme etme, farklı düşünme metotlarını öğrenme, sorgulama, eleştirel bakma, düşünceyi sözel ve yazınsal olarak aktarma becerisini geliştirme ve özne ve obje ile iletişim kurarak onların dünyasını anlama yeteneğini geliştirme üzerinden hareket etmelidir. Yalnız burada düşünmenin salt bir fikir yürütme olduğunu ve bu fikir yürütmenin sınırlarını da “değerler”in çizmesi gerektiğini belirtmek gerekiyor. Yani, iyi ve doğru bir konu üzerinde düşünmenin faydalı olabileceğini bilmemiz gerekiyor. Çerçevesi ve amacı belli olmayan konularda zaman geçirmenin faydası olmayacaktır. Burada diğer bir konu bu dersin kimler tarafından verileceğidir. Bu dersin içeriği ile ilgili öncelikle çok iyi bir çalışma yapılmalıdır. Bu dersin tek amacı araçsal zekanın geliştirilmesine katkı sağlamak olmamalıdır. Aynı zamanda duygu ve hissin gelişimine de katkı sağlayacak bir müfredat üzerinde çalışılmalıdır.

Bizim kültürümüzde ruh Ve düşünce dünyasının birlikte fonksiyon gördüğünü belirtmemiz gerekiyor. Böylece, insan düşünce ve kararlarında bir denge meydana gelmektedir. Bu doğrultuda oluşturulan müfredatın Felsefe, sosyoloji bölümü mezunlarına tecrübeli ve kültüre hakim duayen hocalar tarafından hizmet içi eğitim verilerek bu eğitime hazırlık yapılması sağlanmalıdır. Ayrıca, böyle bir ders; ancak 8. Sınıfta verilirse, tam olarak kavranabilir ve faydalı olabilir. Çünkü ortaokul ve lisede bu dersin devamı felsefe, sosyoloji ve psikoloji olacaktır. Bu dersler ortaokulda felsefe-1, sosyoloji-1, psikoloji-1 şeklinde lise de de felsefe-2, sosyoloji-2, psikoloji-2 olmalıdır. Hatta bizim düşüncemiz üniversitelerin tüm bölümlerinde ilk iki yıl medeniyet, sosyoloji ve felsefe dersi okutulması yönündedir.

b) Felsefe grubu dersleri (Felsefe, Sosyoloji ve Psikoloji): Bir medeniyet ancak kültürel ve entelektüel birikim ile günümüz dünyasında belirli fonksiyon ve görevler yapabilir. Öncelikle bizim gibi çok köklü bir geçmişe sahip bir kültürün bu ders içerisinde ortaokuldan başlayarak verilebileceğini düşünüyoruz. Yalnız, kendi tarihi, kültürel kaynaklarımız ve ilim adamlarımızın da yer almasıyla. Çünkü bu konular, şimdiye kadar genelde batı literatürü ve batılı ilim adamlarıyla sınırlı tutulmuştur. Lise müfredatında da aynı dersler 2 başlığı altında ve klasik mantık eklenerek zaman süreci içerisinde öğrenciye verilmesi sağlanacaktır. Bu ders aracılığı ile yeni nesil günümüz dünyasının entelektüel birikimine sahip olacağından, kendini ve dünya medeniyetini daha iyi anlayabilecek ve mukayeseli düşünmeyi öğrenecektir. Aynı zamanda bu birikim, dünya medeniyetine de katkı verme gücünü artıracaktır.

c) Değerler Eğitimi: Değerler Eğitimini dernek olarak iki şekilde değerlendiriyoruz. Bu dersin Hizmet içi eğitimle tüm öğretmenlere verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Aslında, bu husus; bir manada müfredat konusunun da ele alınmasına imkan verecektir. Bu konuda Öğretmen Yetiştirme Genel Müdürlüğüne, derneğimizdeki hocaların da katkı sağlayacağı bir proje bulunmaktadır. İkinci olarak tüm ders kitaplarının bu manada gözden geçirilmesinin önemli olacağını düşünüyoruz. Derslerin içerikleri ve metotları, her kültür ve toplum için özel olarak düzenlenmesi gereken bir konu olduğuna inanıyoruz.

Değerler eğitimini de, öncelikle sosyologların vermesi gerekmektedir. Değerler; din, ahlak ve gelenek gibi bilgilere dayalı fakat toplumun davranışlarında yer bulmuş kanaat ve eylem biçimleridir. Bu konunun, sosyoloji formasyonu içerisinde kültür, değer, ahlak vb. temel kavramlar içinde incelenmesi daha faydalı olacaktır. Bu konuda, “Sosyal İlim ve Değerler” kitabı, önemli bir müracaat kitabı olabilir. Ancak bu dersin içeriği ve metodolojisi yeni olacağından SOSYO-DER’in bu konu ile ilgili hazırladığı proje bağlamında öğretmenlerin hizmet içi eğitim almalarının fayda olacağını düşünüyoruz.

SOSYO-DER olarak, daha önce yaptığımız Öğrenci Rehberliği ile ilgili araştırmamızda ortaya koyduğumuz gibi, okullarımızda rehberlik, çeşitli sebeplerden ve yetersizliklerden dolayı yapılamamaktadır. Bu konu, her tek bir branşın halledemeyeceği kadar büyük, hem de aile, çevre, kişi, sosyalleşme ve eğitim kültürü gibi çok boyutlu bir hadisedir. Bu yüzden, daha önceki Milli Eğitim Bakanımıza da sunduğumuz gibi, Okul sosyologluğu mesleği ihdas edilerek bu çerçevede Psikolog, Sosyolog ve Rehber öğretmenlerin birlikte çalışacağı bir “ekip çalışması ” yapılmalıdır.

Gençlerin problemleri, sadece kendilerinden kaynaklanmadığı gibi, sadece tek bir uzmanlık alanı ile de çözülemeyecektir. Konu, çok boyutlu bir özellik taşıması sebebiyle şimdilik görüşlerimizi bu kadar ifade etmekle yetiniyor, böyle önemli bir çalışmanın yüz yüze ve tartışmalı toplantılar ile somut çıktılar üzerinde hareket edilerek çözüme kavuşturulabileceğine inanıyoruz. Saygılarımızla.”

SOSYODER Başkanı Prof. Dr. Sami ŞENER