telefon

900 (123) 4567

İSTANBUL’DA BİR İLİM SEVDALISI: KÂTİP ÇELEBİ

H. Halit Atlı -Kırıkkale Üniversitesi Kâtip Çelebi (1609-1657), Osmanlı devri Türk ilim tarihinin en büyük bibliyografyacısı ve coğrafyacısıdır. Tarih, coğrafya, biyografi, bibliyografi, otobiyografi, tasavvuf, terbiye, tıp, etnoloji, şeriat, ahlak gibi birçok konularda telif ve ansiklopedik eserler vermiştir. Onu diğer meslektaşlarından ayıran en önemli özellikleri; eserlerini çok titiz bir şekilde ve kaynaklara dayandırarak kaleme alması, günümüzdeki ilmi araştırma yöntemlerine uygun olarak eleştirel ve tarafsız bakış açısına son derece riayet etmesi, kitaplarında Batı dünyasına ait bilimsel eserlere başvuran ilk Osmanlı münevveri olmasıdır. Doğumunun 400. yılı olarak 2009 senesini UNESCOʹnun Kâtip Çelebi yılı olarak kabul etmesi, kendisine verilen önemin bir göstergesidir. Doğma büyüme İstanbullu olan ve devletin Kalemiye sınıfında katip olarak görev yapan Kâtip Çelebi, fırsat buldukça gittiği yerlerin sahaflarını ziyaret ederek kitap kültürünü geliştirmiş, kısa ömrüne binlerce sayfalık eserler sığdırmıştır. Türkçe, Farsça ve Arapça dillerinde telif, şerh ve tercüme olmak üzere toplam 21 kitap ve risale yazmıştır. En bilinen eserleri, içinde yaklaşık 14.500 kitap ve 10.000 kadar yazar isminin geçtiği ansiklopedik eseri Keşfüʹz-Zünûn, Osmanlı döneminde yazılmış en meşhur coğrafya kitabı olan Cihannümâ, dünya tarihini anlatan Fezleke, dinî ve içtimaî konularda çok güzel tespitlerin bulunduğu Mizânüʹl-Hakk isimli kitaplarıdır. Bu yazımızda, Kâtip Çelebiʹnin ilimle ilgili görüşlerini özetlemeye çalıştık. İlmin Tarifi, Yöntemi ve Çeşitleri İlim genel bir tanım olarak bir şeyi olduğu gibi tasdik etmektir. Bilenle bilinen şey arasındaki ilişki, bir şeyin şeklinin zihinde ortaya çıkmasıdır. Bir başka deyişle ilim, anlamanın ta kendisidir. İnsanın yaratılışından gelen merak, onun bilenlere danışmasına sebep olmuştur. Bundan sonra ise olayları izlemeye başlar, buradan elde edilen bilgi “deneye dayalı ilim” olur. Bazan de akıl yürütme ile bilgiye ulaşır ki, bunun ismi de “kıyasa dayalı ilimdir”. İlim üç vesile ile öğrenilebilir: İşaret, söz ve yazı. İşaret gözle görmeye bağlıdır, söz hitap eden kişinin var olmasına bağlıdır. Yazı ise bu ikisine bağlı değildir ve yararı en çok olandır. Bundan dolayı ilim öğrenen kişinin yazısı güzel olmalıdır. Bütün ilimler üstün olmakla birlikte taşıdıkları şeref bakımından birbirinden farklıdır. Kimileri konusu bakımından önemlidir. Meselâ tıp ilminin konusu insan vücudu, tefsir ilminin konusu Allah-u Teâlâ’nın kelâmıdır. Bazı ilimler amacı bakımından şereflidir, ahlak ilmi gibi. Bazı ilimler muamelelerde ihtiyaç duyulduğu için önemlidir, fıkıh ilmi gibi. Bazı ilimler delillerinin sağlamlığı bakımından şereflidir, matematik ve hesap ilmi gibi. Yine de ilimlerin bazıları bazılarından önce gelir. Maksat olan ilim için, onun yollarını öğrenmek gerekir. Nitekim söz konuları mana konularından önce gelir. Çünkü sözler anlamlara götürür. Edep ilmi ise, mantıktan öncedir. Bunların her ikisi de fıkıh ilminden öncedir. İlmin Faydaları İlmin hem dini, hem de dünyevi faydaları vardır. Dini faydaları, Allah için öğrenilen ilmin Allahʹa karşı duyulan saygı olması, bilmeyene öğretilen ilmin de sadaka ve ibadet olmasıdır. Dünyevi faydaları ise, vicdanı rahatlatması, kişiyi yalnızlıktan kurtarması, ilim için yalnız kalan kişiyle dostuymuş gibi konuşmasıdır. Ayrıca ilim, sahibine mutluluğun ve çarelerinin, darlığın ve sebeplerinin neler olduğu hakkında yol göstericidir. Zira hadiselerin kötü sonuçlarını bilmemek ruha acı verir. İlim kişiyi bu üzüntülerden de uzaklaştırır. İlim bâtılı sildiği, şüphe ve bilgisizliği yok ettiği için düşmanlara karşı büyük bir silahtır. Doğru ve yanlış ancak ilimle bilinir ve insanı kusurlardan ancak ilim uzaklaştırır. İlim dostların kalplerini çeken bir güzellik ve olgunluk olduğundan arkadaşlar katında bir süstür. Allah, ilimle uğraşan toplumları yükseltir, yani ancak ilimde yükselen insanlar toplumlara lider olabilirler. Melekler ilimle meşgul olanların dostluklarını isterler, zira bu kişilerin kalplerinde güzellik vardır. Yerde ve gökte olanlar ilim taliplerinin hataları için bağışlanma dilerler. İlmin faziletleri o kadar çoktur ki, amelden beş hususta üstün tutulmuştur: 1. Amelsiz ilim amel yerine geçer; ilimsiz amel ise, amel olarak kabul edilmez. 2. Amelsiz ilim fayda verirken, ilimsiz amel fayda vermez. 3. İlimle olan amel gerçek nura ulaştırır, aksi için böyle bir şey söz konusu olamaz. 4. Amel edenler evliya makamındadırlar, âlimlerin makamı ise peygamberlerin makamıdır. 5. İlim yüce Allahʹtandır, amel ise kulların işlerindendir. İlmin Engelleri Her hayırlı şeyin engeli olduğu gibi, büyük bir hayır olan ilmin de engelleri vardır. Bu engeller şunlardır: - Geleceğe güvenmektir. Bu akıllı kişinin işi değildir. Çünkü her gün kendisine ait meşguliyetler ile beraber gelir. Dolayısıyla bir sonraki güne güvenerek bugünün çalışmasını yarına bırakmamalıdır. - Zekâya güvenmektir. Bu ise ahmaklıktır. Bundan ötürü zeki kişilerin birçoğu ilme ulaşamamıştır. - İlki sağlamlaşmadan bir ilimden diğerine geçmek, hepsinden mahrum olmaya sebep olur; bu caiz değildir. Bir kitaptan diğerine geçmek de böyledir. - Başka bir şeyin peşinden giderek ilme çok nadir ulaşılır. Mal mevki istemek ve hayvanî zevklere meyletmek ilimden başka istek duyulan şeylerdendir. Bundan dolayı makam isteğinin, insanların çoğunu önemsenecek miktarda yeterli ilme ulaşmaktan alıkoyduğunu görürsün. - İlimler hakkında yazılmış kitapların çokluğu ve terimlerin farklılığı da ilim öğrenmeyi engelleyen şeylerdendir. Çünkü talebe tek bir sanat hakkında yazılanları okumaya kalksa ömrü buna yetmez. - İlim öğrenmekte sadece ezber metoduyla ilerlemek mümkün değildir. Yetenek elde etmek için çalışmaktan daha çok, ezber yapmak için uğraşan kişi, ilmi kullanma yeteneğinden doğan gücü elde edemez. Bundan dolayı sadece ezber yapan kişinin ilmin hiçbir şeyini güzel yapamadığını görürsün, tartışırsa ilimde yeteneğini noksan bulursun. İlim Öğrenmenin Şartları Hak yolunda olan biri ilim tahsili etse dahi Şeriatin hükümlerine ve Tarikatın adabına uymadıkça öğrendiği ilmin ve tahsilin nuru ve devamlılığı olmaz. İlim öğrenmenin şartları çoktur, ancak özetle şu şekilde zikredilebilir: - Kötü huylardan uzak olmalıdır. Zira kötü huyların işgal ettiği kalp ilmin nurunu alamaz. - Herhangi bir çıkar peşinde olmamalı, sadece cehaleti kaldırmak ve amel etmek için öğrenmelidir. - İlim öğrenmekten kendisini alıkoyabilecek (eş, akraba gibi) engelleri azaltmalıdır. Zira Allah insanın içinde iki kalp yaratmamıştır. Fikir dağıldıkça insan ilmi kavramakta güçsüz düşer. - Geceleri uyanık kalmalı ve tembelliği bırakmalıdır. Tembelliğin nedenlerinden biri ölümden çok korkmaktır, çünkü ölümü sürekli düşünmek hayat enerjisini söndürür ve çalışma isteğini bitirir. Peygamber Efendimizin “lezzetleri yok eden ölümü çok hatırlayınız” sözü, ölümlü lezzetleri işaret eder ki, ilim öğrenmek bu sınıfta yer almaz. - Bütün hayatı boyunca ilimle uğraşmayı ana gaye edinmelidir. Çünkü her bilginin üstünde daha bilgili biri vardır. Eğer çok ilimle uğraşmak sıkıntı verirse başka bir ilme yönelip bu problem aşılabilir. - İlim öğretecek hocayı iyi seçmeli, gerekirse bütün dünyayı dolaşmalıdır. Zira bir insandan söz edilirken önce hocası zikredilir. - Okuduğu dersleri sonuna kadar tetkik etmeli ve kavramalıdır. Hiçbir zaman, ilminin kafi derecede olduğuna kanaat getirmemelidir. - Bir dersi tam anlamadan diğerine geçmemelidir. - İlmî meseleleri kendi akranı olan sağduyulu kimselerle münazara etmelidir. Zira müşkil bir konuyu ilim meclisinde tartışmak, kendi kendine bir ay tekrar etmekten iyidir. - Yanında sürekli kalem taşımalıdır ki, yararlı bir şey işitildiğinde onu not alabilsin. Deftere yazmaktan amaç, unutkanlık esnasında bakmak içindir, yoksa yazılı olana güvenmemelidir. - Amaç ve araç olan ilimlere gerektiği kadar ilgi göstermelidir. Arapça ve mantık gibi alet ilimleri şeriat ilmi için bir vasıta olup kendi başlarına amaç olmamalı, yani çok fazla vakit ayırmamalıdır. Ömür boyunca alet ilimleri ile uğraşıldığı takdirde, ne zaman asıl maksat olan ilimlere geçilebilir? Ne safâdır ulemâ, tâlib-i irfân olsa Mürşidi dahi ânın, kâmil-i insan olsa Varınız nâkıs ve nâdân yanına tâlibler Dervişi nâkıs eder, mürşidi nâdân olsa Ne güzeldir, âlimler irfan bilgisine talip olsa Onlara yol gösteren, kâmil bir insan olsa Ey talipler, kusurlu ve cahillerin yanına gidin bakın Öğrenci kusurlu olur, yol göstereni cahil olsa Kaynakça Banarlı, Nihad Sami, “Kâtip Çelebi”, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, C.I, İstanbul 1998, s.682- 688. Gökyay, Orhan Şaik, Kâtip Çelebi, Yaşamı, Kişiliği ve Yapıtlarından Seçmeler,Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara 1982. …………………,<br /> <br /> Kâtip Çelebi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1986. Kâtip Çelebi, Cihannüma, Hazırlayanlar: Bekir Karlığa, Said Öztürk, C.I, Mahya Yayıncılık, İstanbul 2013<br /> . …………………, Dürer-i Müntesire ve Gurer-i Münteşire, Süleymaniye Ktp., Nuruosmaniye, nr.4949<br /> . …………………, Keşfüʹz-Zunûn, C.I, Çeviren: Rüştü Balcı,Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2014<br /> . …………………, Tuhfetüʹl-Ahyâr fiʹl-Hikem veʹl-Emsâl veʹl-Eşʻâr,Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 2539.<br /> <br /> (Kültür ve Sanat Dergisi, 2014,Sayı.19)