telefon

900 (123) 4567

SİNEKLERİN TANRISI KİTABI'NIN SOSYO-PSİKOLOJİK DEĞERLENDİRİLMESİ

Özlem Aydil (Sosyolog)

Rehberlik- Ölçme Değerlendirme Uzmanı

 

 

 

Otuz kadar Amerikan askeri okul öğrencisi atom savaşı sırasında uçakla güvenli bir bölgeye götürülürken okyanus üzerinde, kaza yapar.Çocuklar okyanus yakınlarındaki ıssız bir tropikal adaya çıkarlar. Kazadan hiçbir yetişkin sağ kurtulamaz. Yetişkinlerin dolayısı ile baskının ve kuralların olmadığı bir dünya, ilk  başlarda çocuklara çok güzel gelir. Kendilerine göre bir düzen kurup oyunlar oynayıp avlanırlar. Ancak aradan zaman geçtikçe oluşan rekabet, korku ve güvensizlik bu bir bakıma demokratik düzeni terkedip kabile düzenine geçmelerine ve bunun sonucunda da gitgide vahşileşip korkunç bir kişiliğe bürünmelerine yol açar.

İkiye ayrılan grup iki farklı lider tarafından yönetilir. Her iki grubun amacı da farklıdır. Bir taraf eğlencesine bakarken diğer taraf hayatta kalmak için çözümler aramaktadır. İki grup lideri arasında başlayan çekişme, zamanla büyük bir rekabete dönüşür ve işler korkunç bir noktaya sürüklenir.

Sosyal kimlik kuramı: Benliği grup üyeliği açısından tanımlayan sosyal kimlik, etnosantrizm, iç grup yanlılığı, grup dayanışması, gruplar arası ayrımcılık, uyma, normatif davranış, stereotipleştirme, ve ön yargı gibi grup davranışı, gruplar arası davranışla ilintilidir.

Grup olgusunun analizinde iç grup dinamikleri, gruplar arası ilişkiler ve kolektif benliğe yönelik açıklamalar getiren bir sosyal psikoloji kuramıdır.

‘Sineklerin Tanrısı’ kitabını Sosyal Kimlik kuramı ile incelersek:

Issız bir tropikal adada baskının ve kuralların olmadığı bir dünyaya merhaba diyen çocuklar, korunmaya, aile ilgisi ve sevgisine ihtiyaç duydukları yaşlardadırlar.

Hangi günde olduklarından ve saatin kaç olduğundan habersizdirler yani zaman kavramından mahrumdurlar.

Çocuklar, kısa zamanda kurtarılacaklarına inandıklarından ıssız adada eğlenerek güzel vakit geçirmektedirler.

Çocuklar arasında üstün zekâlı, aklın sembolü olan ama fiziksel yetersizliklere sahip (şişman, miyop düzeyde gözlüklü) Domuzcuk, onlar gibi düşünmediğinden ve bedensel yetersizliklerinden dolayı çocuklar tarafından dışlanır ve aşağılanır. Bir an önce kurtarılmayı düşündüğünden, okyanustan çıkarılan deniz kabuğunu öttürerek çocukları toplantıya çağırır. Toplantıda, deniz kabuğunu elinde tutana söz hakkı verileceğine demokratça karar verilir. Deniz kabuğu; düşünce, konuşma özgürlüğünün simgesi olmuştur.

Eşitliğe, sevgiye, iyiliğe, adalete (demokratik) önem veren, doğal lider özelliklerine sahip olan Ralph, çocuklar tarafından şef seçilir.

Baskıyı, zorbalığı ve kötülüğü (diktatör) önemseyen, yine doğal lider özelliklerine sahip olan Jack bu karara itiraz eder.

Ralph’nin şef seçilmesi ve Domuzcuk’un önerileriyle, geçen gemilere işaret vermek amacıyla adada büyük bir ateş yakılmasına, barınaklar yapılmasına karar verilir.

Domuz yavrusunu bile öldüremeyen Jack, avlanma istediği ile ava gitmek ve et yemek isteyenleri arasına alarak gruplaşmaya, çeteleşmeye başlar. Bir süre sonra bölgeleşmeler başlayarak gruplar arası ayrımcılıkla adada avlananlar ve adadan kurtulmak isteyenler diye iki grup ortaya çıkar. Bu gruplaşma hiç de masumca ve çocukça alınan bir kararla oluşmamıştır.                       

Jack’de av saplantısı oluşmaya başlamıştır. Domuzları daha kolay yakalayabilmek için ilkel kabile stereotipleştirmesiyle renkli toprakla yüzünü boyar. Artık otoriter tavrı, şiddet yanlısı davranışları, iç grup yanlılığı ile sosyal bir kimlik oluşturmasına neden olmuştur.

Jack ile çetesi geceleri barınağa baskın yapıp Domuzcuk’un tek camlı gözlüğünü çalarlar. Tek kurtuluşları olan gemilere işaret vermek için yakılması gereken ateş için değil avladıkları domuzları kızartabilmek için gözlüğü çalarlar.

Belki de artık ölünceye kadar bu adada kalacaklardır.

Adada, çocukların korkularının ürünü olan canavara inanmaları, Jack’ın korkuyu, korku otoritesini meşrulaştırarak çocukları kendi bünyesinde toplamayı ve örgütlemeyi başarmasında en büyük etkenlerdendir.

Gruplar arası ayrımcılığın keskin yaşandığı, bir topluluğa ait olma gereksinimi ve grup içi uyma davranışının baskı ile içselleştirildiği, gece düzenlenen ilkel kabile ayinlerinin etkisi ile demokrasiyi savunan, benlik bilinci ile hareket ederek merhamet, iyilik değerlerini temsil eden Simon canavar zannedilip, Jack’in ilkel grubu tarafından mızraklarla öldürülür.Bu olayla şidde,t gruba hâkim olmuştur.

Ralph ve Domuzcuk yaşam ve kurtarılma mücadelesi verirken demokratik bir şekilde ilkel grupla toplanma kararı alırlar. Ama bu toplanma kararı Domuzcuk için son olur. Jack’ın grubundan çocukların en acımasızı olan Roger tarafından üzerine kaya atılarak öldürülür.

Ralph  intikam hırsıyla Jack ve ilkel kabilesine karşı onlar gibi davranarak şiddete şiddetle karşılık verir.

Sonunda adadan kurtulurlar ama artık Ralph de benimsediği doğrulardan uzaklaşmıştır. Masumiyetin, adaletin yerini şiddet almıştır.

Golding, insanların tümüyle kötü olduklarına değil, dış dünyada da insanların iç dünyasında da iyilikle kötülüğün, aydınlık güçlerle karanlık güçlerin çarpıştığına inanır. (Golding, 2003)

Kitabın genelinde, masum ve daha önyargıları bile oluşmamış çocukların ilkelleşip vahşileştiklerini görüyoruz.

Yung’a göre, hayatta kalabilmek için vahşi insan olmaya eğilimliyiz.

Doğamızda bulunan hayatta kalma içgüdümüz,  içimizde taşıdığımız ilkel kişiye dönebilir, şiddete başvurabiliriz. Tek otorite hayatta kalma güdüsü ise, daha kişilikleri oturmamış; kanunların, ahlaki değerlerin, dinin olmadığı yerde çocukların suç işlemeleri böyle davranmaları normal kabul edilebilir.

Bu durumda vicdanı nereye koymak gerekir. Vicdan herkeste mevcut mudur? Doğuştan geldiğine inanıyorsak; mevcut olan vicdan neye göre, nasıl şekillenir? Sadece uygar toplumun kurallarına göre mi?

Yaratılıştaki en önemli farklılığımız olan bizi hayvanlardan ayıran akıl ve mantığımızdır. Ama benliği grup üyeliği açısından tanımlayan Sosyal Kimlik Kuramı; kişisel kimliği, benlik bilincini, bireyciliği yok saydığından ve aklı, mantığı, vicdanı, değerleri göz ardı ettiğinden bu kitabı açıklamada yeterli değildir.

B. Shaw: ‘İnsan, başına gelenlerden çevresini sorumlu tutmaya yatkındır. Ben çevreye inanmam. Mutlu ve başarılı olmak isteyen, istediği çevreyi arar, eğer bulamıyorsa, yaratır,’ der. (Bridge, 2004)

Bu görüş itibariyle baskıcı, ilkel kabile şeklinde yaşamı benimseyen çocuklar, adalet, saygı, iş birliği, dürüstlük gibi değerlerden yoksun davranışlar sergilerler. Değerler çerçevesinde takım çalışmasıyla, paylaşımcı yaşam gereksinmeleriyle oluşturulan demokratik ortamda devam ettirilebilir liderlik bu bakış açısıyla sürdürülebilir olmasına rağmen çoğunluğun uyduğu otokratik ortam tercih edilmiştir.

Bu durumda bu ortamı yaratan, benimseyen ve bu ortamda yaşayan, bu ortamın sorumluluğunu da alması gereken,merkeze bilgeliği değil de şiddeti, kötülüğü koyan temel değerlerden uzak yetişen,yetiştirilen bizlerden başkası değildir.

 

Kaynaklar

Bridge B. (2004). Etik Değerler Eğitimi, Beyaz Yayınları, İstanbul

Golding, W. (2003). Sineklerin Tanrısı,Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul

Hogg M.A.& Vaughan G.M.(2014). Sosyal Psikoloji, Ütopya, Ankara