telefon

900 (123) 4567

SOSYAL İLİM VE DEĞERLER" ISIMLI EŞSIZ BIR ESER'I DEĞERLENDIRME

SOSYAL İLİM VE DEĞERLER" isimli

Eşsiz Bir Eser'i Değerlendirme

Arzu TOKGÖZ

Sosyal Hizmet Dr. Öğrencisi

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi

Sosyal Bilgiler Enstitüsü

 

Felsefe alanına ait işaretler gösteren eserin, felsefeden farklı olarak kritik edilen mevzunun okuyucuyu bir sonuca taşımasıyla hemcinslerinden ayrıldığı, yol gösterici içeriği ve net, anlaşılır, akıcı dil özelliği ile sosyal bilimlerde araştırma yapmakta olan lisans, lisansüstü öğrencileri ve akademisyenler ile genel okuyucuya hitap ettiği düşünülmektedir.   

 

Prof. Dr. Sami ŞENER (2016), SOSYAL İLİM VE DEĞERLER- Değerler Sosyolojisi- Birinci Baskı, İstanbul.

Çok değerli hocam Prof. Dr. Sami Şener’in kaleme aldığı bu nadide çalışma, 2016 basım tarihli bir eserdir. Kitabın en can alıcı yönü, son yıllarda ilgi gören “değerler” konusunun oldukça geniş kapsamlı bir yelpazede ele alınması ve eserin sosyal ilimlerle ilişkisinin bir kanaviçe inceliğinde işlenmiş olmasıdır. Şimdiye kadar değerlerle ilgili yapılan çalışmalara bakıldığında konunun sadece bir veya birkaç boyutuyla ele alındığı, bu durumun toplumların yaşama anlayışlarının temelini oluşturan bir olgunun dar bir çerçevede kalmasına yol açtığı görülmektedir. Bu eserle gerektiği kadar açıklanan değerler, adeta prangalarından kurtarılarak hak ettiği özgürlüğe kavuşturulmuş ve alana farklı bir bakış açısı sunularak akılların da özgürleştirilmesine katkı sağlamıştır. Felsefe alanına ait işaretler gösteren eserin, felsefeden farklı olarak kritik edilen mevzunun okuyucuyu bir sonuca taşımasıyla hemcinslerinden ayrıldığı, yol gösterici içeriği ve net, anlaşılır, akıcı dil özelliği ile sosyal bilimlerde araştırma yapmakta olan lisans, lisansüstü öğrencileri ve akademisyenler ile genel okuyucuya hitap ettiği düşünülmektedir.   

Sosyal değerlerin toplumun karakteri doğrultusunda ele alınması gerektiği anlayışından hareketle yazar, sosyal ilimler ile sosyal değerler arasındaki ilişkiyi ezber bozan bir akıl yürütmeyle esere aktarmıştır. Düşünsel fikir girdapları merak uyandıran bir üslupla anlatılmış ve kitabı kolaylıkla okunabilme özelliğinden de uzaklaştırmamıştır. Eserde değerlerin dokunduğu tüm unsurlar haritalandırılmış ve bu unsurların değerlerle ilişkisi ayrıntılar atlanmadan bütüncül bir yaklaşımla sunulmuştur. Konu; tarihi perspektiften kuramsal bakış açısına, destekleyici düşünceden farklı fikirlere kadar uzanan örneklerle analiz edilmiş, böylece eserin doyuruculuğuna katkı sağlanarak alana ait kitaplardan ayrıştırılıp değeri artırılmıştır.

Diğer taraftan okuma sürecinde, ben kimim, hayatımı şekillendiren değerlerin kaynağı nedir, hangi değerler doğrultusunda nasıl bir kişi olmayı arzuluyorum, içinde yer aldığım toplumun değerleri benim ruhsal ve fikirsel yapımla ahenkli mi, en ideal toplum nasıl olmalı, beni ve yaşadığım toplumu mutluluğa götürecek unsurlar nelerdir? gibi okuyucunun düşüncesinde oluşturulan sorulara da tatmin edici ve akılcı cevaplar verilmiştir. Bu eser, yaşam yolculuğunda kişinin karakterinin oluşmasına yardımcı olan değerler gibi toplumların da gerçek manada karakterlerini kazanabilmeleri ve bu sorulara cevap bulabilmeleri için bir rehber niteliğindedir.  Eser sadece bu yönüyle bile, Türkiye’de ve hatta iddia edebiliriz ki dünya da bu alanda var olan önemli bir boşluğu doldurmaktadır.   

Kitap yedi kısımdan oluşmaktadır. “Değerin Niteliği ve Fonksiyonu” adını taşıyan birinci kısım; değer ile değerleri yakın ve karıştırılan kavramlardan ayrıştırarak kavramın ne olmadığı üzerinde durmuş, böylece geniş ve anlatılması zor bir konunun çıkış noktasının, sınırlarının, işlevselliğinin ve ne olduğunun ortaya çıkarılması sağlanarak konunun teknik anlamda anlaşılması hedeflenmiştir. Bu konuda literatürde yer almış çeşitli bilim insanlarının görüşleri sunularak, zaman zaman bu görüşlerin eksik, tutarsız ve hatalı yönleri tespit edilmiş, gerekli iyileştirmeler yapılarak konunun karanlıkta kalan tarafına ışık tutulmaya çalışılmıştır.

Çift boyutlu olan insanın, aklı ve ruhu arasındaki dengeyi sağlayarak “olgun insan olma” durumuna ulaşması gibi, bu konunun kavranılmasının da akıl ile idrak edilip, ruh ile beslenilebildiği doğrultuda ve nihai son olan uygulanılabilirliğe ulaşılmasıyla gerçekleştirilebileceği anlatılmıştır. Din, inanç, ahlak ve felsefeyle ilişkisine vurgu yapılan değerlerin, özünde doğru ve iyiliği barındırdığı,  mutlak güzelliğe götürdüğü, kişisel düşüncelerle üretilmediği, bir bilgi meselesi olmadığı ve metalaştırılamazlığı dikkat çeken hususlar olarak belirlenmiştir. Bu bölümde ayrıca “yüce ve anlamlı bir hayatı yaşama”da insana rehberlik edebilen değerlerin, hayatı kolaylaştırıcı ve düzeni sağlayıcı etkisiyle toplumsal sistemin en önemli belirleyicisi olarak addedilmesi gerektiği açıklanmıştır.

Değerlerin algılanışının, tanımlanmasının, çeşitlendirilmesinin ve sosyal yapı içindeki yerinin batı ile batı dışı toplumlarda farklı olduğunun ve bu farklılığın nelerden kaynaklandığının izahı, zihinleri pek düşünülmemiş mecralara çekerek ilgi uyandırıcı ve akılcı bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Sadece bu kısımda yer alan açıklamalar, bilgiler ve fikir fırtınaları bile değer kavramının birçok boyutuyla anlaşılmasında, özellikle sosyal bilimler alanında yeni çalışmaya başlamış araştırmacılara gerekli yardımı sağlayabileceği kanaati oluşturmuştur.

Kitabın ikinci bölümünde, inanç, ahlak, norm ve gelenek kavramlarının değerler sistemi içinde nasıl konumlandıkları ve önemi üzerinde durularak, insan ve toplum hayatının en iyi şekilde sürdürülmesinde değerler hiyerarşisinin etkinliği detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Değer kavramının zeminini ve hareket noktasını oluşturan din ile inancın önemine yer verilerek, hangi din ve inanç sisteminin “kâmil insan olma” yolunda mutlak değerleri oluşturabileceğinin izahı yapılmıştır. Bu çerçevede İslam’ın anahtar anlayışı olan Allah’a iman faktörü vurgulanarak değer sisteminin sürdürülebilirliği ve gücünün kaynağı anlatılmıştır. İslam dininin fonksiyonelliği ve gerçekliği bizzat uygulanılabilir oluşuyla izah edilerek sadece ibadet ve fikir yönüyle değil, aynı zamanda hayatı şekillendirmede metot ve yol gösterici özelliğiyle de ön plana çıkarılmış ve insanca yaşamanın işaretlerini sunduğu belirtilmiştir. Ahlakın iman, inanç ve etik arasındaki ilişkisi ile bütün bu kavramların değerlerle bağlantısına dikkat çekilmiş, batı ile İslam düşüncesindeki yansımaları incelenerek farklılıklar ortaya konulmuştur.

Bu doğrultuda açıklığa kavuşturulan yalnızca farklılıklar olmamış, bu farklılıkların nedeni ve hangi düşüncelerden ileri geldiği, bu düşüncelerdeki eksik ve hatalı yaklaşımların nasıl düzeltilip tamamlanabileceği gibi çözüm önerileri de sunulmuştur. Bu bölümün nüvesini değerlerin ilahi kaynaktan gelmiş olmasının bir teoriden ziyade, yaşanarak ispat edilmiş bir gerçek olduğu açıklaması oluşturmuştur ki bu da okuyucunun düşüncesinde şekillendirilen değerler hiyerarşisindeki kavramların fonksiyonelleşerek tam olarak anlam bulmasına yardımcı olmuştur.

Değerlerin sosyal hayattaki pratikleri olan normlar, gerek kanun veya örf, gerekse gelenek veya görenek olarak isimlendirilmiş olsun, değerler ile çift yönlü oklar gibi birbirlerini işaret etmekte, tamamlamakta ve birbirlerine ihtiyaç duymaktadırlar. Bu düzlemde, değerlerin değer olabilmelerinin ve kurumsal yapılar halinde işlerlik kazanabilmelerinin normlar aracılığıyla gerçekleştiği söylenilebilir. Bu açıklamalar ışığında normlara itaat etmenin onun yaptırım gücünden çok, mesuliyet duygusundan kaynaklandığı ve bu mesuliyet duygusunun özünde de değerlerin yer aldığı belirtilerek, konuya hassas bir ayar yapılmıştır. Değer ve davranış arasındaki bağlantının öneminin teoride kalmasının ve uygulamaya pek fazla yansımamasının, değerlerin aktifleşmesiyle düzeltilebileceği bunun da eğitim bilimleri yöneliminde felsefe ve sosyolojinin ortak çalışmalarıyla gerçekleştirilebileceği anlatılmıştır. Bu çerçevede davranışların, insandaki duygu ve mantığın kendine has bir dengesiyle oluştuğu ve duyguların davranışa geçişte iradenin rehberliğine ihtiyaç duyduğu, duygu ve mantık yönünden içselleştirilen değerlerin davranışlarına yön vererek kişinin seçimlerinde etkin olduğu örneklerle açıklanmıştır. Ancak, değer biçmenin kişilerin yorumlamalarına göre değişmesi halinde, değerlerin kalıcılığının ve toplumsal geçerliliğinin sağlanamayacağı bu nedenle değerlerin sürekliliğinin toplumların gündeminde sıcak tutulmasıyla gerçekleştirilebileceği irdelenmiştir.

Bu kısım; yeni yetişen nesillerin değerler konusunda eğitim ve öğretimlerinde kullanılacak yöntemler, bu eğitimi verecek öğretmenlerin vasıfları,  öğretmen niteliğinin değerlerin yerleşmesindeki rolü gibi hususlara dikkat çekici öneriler sunularak sonlandırılmıştır.

“Değerlerin Sosyal Hayatta Etkinliği” başlığını taşıyan dördüncü kısım da değerlerin benimsetilmesi ve içselleştirilmesinde değer ile kural arasındaki ilişkinin sorgulanabiliyor olmasının, edilgen olduğu kadar etken ve akıllı bir varlık olan insanın olumlu yönde gelişmesinde önemli olduğu belirtilmiş ve değerlerin öğretilmesinde yapılan hataların saptanması amaçlanmıştır. Aynı zamanda insanın, toplumun bekası için değerleri uygulayabilme yolunun, öykünmeyle değil, akılcı seçimlerle ve sağduyuyla hareket ederek sağlanabileceği irdelenmiştir. Eserin kalbini oluşturmakta olan değerlerin ortaya çıkışı, oluşumu ve devamlılığının akıl, duygu ve inanç üçlemesinin birlikteliğiyle gerçekleştirilebileceği düşüncesi, destekleyici görüşlerle etkin bir şekilde anlatılmıştır. Günümüzde, hiyerarşik sistemin üst basamağında yer alan ahlaki değerlerin işlevselliğinin ortadan kaldırılarak tüketildiğine ve öğretici pozisyonda olanların bile değerleri içselleştiremediğine örneklerle dikkat çekilmiştir. Değerlerin biçimlenmesinin, yeniden değerlendirilmesinin ve inşasının nasıl sağlanması gerektiği, okuyucunun zihninde şekillendirilmeye çalışılmıştır. Toplum ve kişi etkileşimi dikkate alınarak sosyalleşmenin önemi ve gerekliliği üzerinde durulmuş, değerlerin sosyalleşmeyi tamamlayan önemli bir unsur olduğu bu nedenle değerler eğitiminin gençlerin yönlendirilmesi ve dünya görüşü oluşturmalarında etken bir rol oynadığı belirtilmiştir. Ancak yapılan araştırma sonuçlarına göre zamanla gençlerde manevi değerlerin yerini tüketim odaklı maddi unsurların aldığı irdelenmiş ve eğitimin yegâne görevi olan sosyalleştirme işlevini gerçekleştiremediği sonucu ortaya çıkartılmıştır. Değerlerin birçok kurumda kök salması için söz konusu değerlerin kişinin duygu dünyası ile uyum oluşturması gerektiği tespiti yapılmıştır. Toplum ve kişi bünyesine uymayan değerlerin bir süreç içinde her şey aslına rücu eder yaklaşımıyla dışarı atılmasının vurgulanmış olması, farklı bir bakış açısını ortaya koymuştur.

“Değerler ve Değişim” adını taşıyan beşinci bölüm, değerlerle ilgili kafaları karıştıran üç hususun tartışılarak açıklığa kavuşturulmasıyla başlamıştır. Birincisi toplum tarafından kabul görmüş değerlerin yanlış ve zararlı olamayacağı, ikincisi değerlerin kişilere göre yorumlanıp oluşturulamayacağı yani değerlerin evrensel niteliğinin sindirilmesi gerektiği, üçüncüsü de her iyi, doğru ve güzel unsurun değer olarak addedilemeyeceği gerçeğinin kabulüdür ki, şimdiye kadar literatürde konuyla ilgili yapılmış en bütüncül tespittir. Köklü ve devamlılığı olmayan inanış ve anlayışlarla oluşan değerlerin değişime neden olabileceği hafızalara yerleştirilerek, Avrupa da değer değişiminin sosyal zeminini manevi unsurların yerini kapitalizm gibi maddi unsurların almasıyla oluşturulduğu, tarihsel bir perspektifle anlatılmıştır. Çağdaş dünya anlayışı'nın mecburi bir gereklilikmiş gibi tüm dünya toplumlarına empoze edilen zenginlik, tüketim, moda gibi unsurların, çift boyutlu insanın zaman aşımıyla yitirilen yönünü doyumsuzlaştırarak onu sonsuzluğa taşıyacak ruhsal boyutunu aç bırakması, (kendini gerçekleştirmek isteyen) insanı ve toplumu mutluluğa götürmediği sonucu, farklı görüşlere yer verilerek açıklanmıştır. Toplumda işlevleşen değerler, yanlış ve kötü olamaz önermesinden hareketle insan, değerleri içselleştirip yaşayabildiği sürece her gelen güne bir hediye nazarıyla bakacak ve bunu kendisine bahşeden yüce varlığa minnet duyarak, asli görevi olan insan olabilme ve insanca yaşayabilme hedefini gerçekleştirmeye çalışacaktır. Bu düşünceden hareketle değerlerden uzaklaşmanın insan, kurum ve toplumları çeşitli hastalıklara açık hale getirebileceği irdelenmiş ve günümüzde değerlerin değişmesinin altında yatan nedenleri “toptancı bakış açısından” ayırarak, analiz etmenin gerekliliği üzerine dikkat çekilmiştir. Toplumsal değerlerin bilinçli bir yönlendirme olmadan uzun bir süreç içinde, nasıl ve hangi faktörler aracılığıyla değiştiğinin ve şartların getirdikleriyle daha uyumlu olan yeni değerlerin,  aslında etkisini kaybeden değerlerle çelişmediğinin izahı farklı bilim insanlarının görüşlerine yer verilerek vurgulanmıştır. Diğer taraftan toplumun yapısıyla uyumlu olmadan, uzun ve sistemli çalışmalar sonucunda yapılan bilinçli yönlendirmelerle de değerlerin değiştirilebildiği ve bunun en gerçekçi örneğinin batılılaşma hareketleri adı altında batılı düşünce ve yaşam sisteminin Türk toplumuna empoze edilmesiyle oluştuğu düşüncesi, en açık ve cesurca ifadelerle anlatılmıştır.

Modernleşmenin doğum sahası olan batılı toplumlar, “ruhun zincirlenerek, aklın özgür bırakılması” anlayışının eseridir. Buradan körüklenen modernleşme akımı, dünya toplumlarını etkisi altına alarak, onun sosyal yapısını kurumsal ve teknik olarak değiştirmiş, aynı zamanda insanların dünyayı algılama ve değerlendirme şemalarını da yeniden haritalandırarak, tek elden yönetilmeleri için altyapı meydana getirmiştir. Bu bölümün özünü bir toplumun; kendi değerlerini uygulayabildiği ve mutlak değerler doğrultusunda güncelleyebildiği sürece kimlikli ve prensipli bir hayatı yaşayabileceği, aynı zamanda çağdaşlık ve modernizm kılıfı altında sunulan küreselleşme, reklam, moda, tüketim, rant gibi menfaat odaklı olgular karşısında da ruhunu koruyabileceği düşüncesi oluşturmuştur. Bu da meselenin batı teorilerinde pek fazla tartışılmayarak üstü kapatılan yönüne dikkatleri çekmiştir. Konunun idrak edilmesinde altın bilet hükmünde olan düşünce, bölümün farklı kısımlarında değişik anlatımlarla pekiştirilerek eserin ana fikriyle bütünlük oluşturmasında etkili olmuştur.   

Günümüzde değerlerin öneminin kavranması, kabul edilmesi ve uygulanmasında meydana gelen tereddütlerin nedenleri, hangi yol izlenerek, nasıl bir süreç sonunda oluştuğu ve altında yatan psikolojinin nasıl özellikler taşıdığı farklı bir bakış açısıyla analiz edilmiştir. Çözülen değerler karşısında oluşan boşluğu dolduran unsurların; nefsi özgürleştirerek, aklı haz ile tutkunun emrine amade kılması ve hedefi kendini gerçekleştirmek olan insanı kendine yabancılaştırarak toplumların çözülmelerine kadar giden sonuçlar oluşturması örneklerle kritik edilmiştir.

Esere ismini veren ve eserin can damarı olma özelliğini taşıyan 6. Bölüm, “Sosyal İlim ve Değerler” başlığı altında yer almıştır. Bu bölümde sosyal ilimden ne anlamak gerektiği ve sosyal ilimin yaygın olarak kabul görmüş fonksiyonu açıklanmakta ve sosyal ilimin her topluma göre farklı bakış açısı ile ele alınmadığı gerçeği tespit edilerek eleştirilmektedir. Batı toplumlarında daha çok sosyal ilimim maddi boyutu üzerinde durulduğu ve toplumu oluşturan mana boyutunun ihmal edildiği enfes bir tespit olarak belirtilmiştir. Buradan hareketle aslında her toplumun karakteristiği farklı olduğu için sosyal ilimin de her toplum için, her ne kadar ortak değerler mevcut olsa da, o toplumu diğer toplumlardan ayıran bir takım özel değerleri de içerecek şekilde ele alınması gerektiği delilleri ile beraber önerilmektedir. Yapılan ilmi tahliller sadece tespit olarak kalmamakta ve çok farklı boyutlardan özellikle Türk toplumu özelinde çözümleri ile beraber detaylı olarak tartışılmaktadır. Çok genel olarak bakılacak olursa, sosyal ilimlerin artık manevi unsurları da içermesi gerektiği, bu unsurların her toplumda farklılık gösterebileceği delilleri ile gayet güzel açıklanmış ve bu hususların çok farklı açılardan derinlemesine tahlili yapılmış ve öneriler sunulmuştur. Bu bölümde önerilen hususlar dikkate alındığı takdirde, sosyal ilimlerde çağımızda önemli bir boşluk/problem olarak duran tek kanatlı toplum olma halinden çift kanatlı topluma dönüşüm için önemli bir adım atılmış olacak ve sosyal ilim toplumları hakiki manada uçuracaktır.

Son bölüm olma özelliğini taşıyan 7. Bölüm “Değerler Eğitimi” başlığı altında sunulmuştur. Bu bölümde Değerler Eğitimin gerekliliği gayet detaylı ve doyurucu bir şekilde anlatılmıştır. Özellikte hem Türkiye genelinde hem de Dünya genelinde bu konudaki literatür iyi araştırılmış, özümsenmiş, çıkarımlar yapılmış ve öneriler sıralanmıştır. Türkiye’de Değerler Eğitimi için daha çok çocukların ve gençlerin eğitim ve öğretimi üzerinde durulmuştur.

Eğer bu bölüme birkaç konu daha ekleme ihtiyacı hissedilerek “bunlar neler olabilirdi” diye sorulmuş olsaydı; kazanılan değerlerin devamlılığın sağlanması ve genç üstü nüfusa da değerlerin nasıl kazandırılabileceği gibi hususların daha detaylı olarak ilave edilmesinin düşünülebileceği ve özellikle Türkiye’de diyanet camiasının manevi durumunun iyileştirilmesi (“Hoca’nın dediğini yap, yaptığını yapma” şeklinde topluma mal olmuş gerçekler veya önyargılar mevcut), seviyelerinin yükseltilmesi ve onlar üzerinden topluma sağlanabilecek katkıların mevcudiyeti gibi kısımlara yer verilebileceği, ayrıca Ahilik ve lonca sistemi gibi benzeri kurumların değerlerin kazandırılmasındaki varlığının önemine de vurgu yapılabileceği söylenilebilirdi.